Antalya’da Vakıf Medeniyeti Tarih ve Kültür Araştırması

İlim Kültür Tarih ve Teknoloji Araştırmaları Merkezi Kütüphanesi* ve İlim Kültür Tarih ve Teknoloji Vakfı** İşbirliğiyle dünya coğrafyasındaki Türk-İslam medeniyeti tarihiyle ilgili araştırmalar yapıp birçok TV kanalında kültür hizmeti olarak yayınlanan Devri Alem Belgesel belgesel programı (www.devrialem.tv) olarak belgesel çekmeye devam diyoruz. Araştırmacı gazeteci ve belgesel yönetmeni İsmail Kahraman’ın şimdiki durağı Antalya! Antalya’da yaptığımız araştırma, canlı yayınlar ve belgesel çekimlerimizi sizlerle paylaşıyoruz. (belgeselyayincilik@gmail.com)

BELGESEL TADINDA KÜLTÜR VE MEDENİYET TARİHİMİZDE ANTALYA GEZİ NOTLARI

EĞİTİM-BİR-SEN’İN ANTALYA’DA DÜZENLEDİĞİ FOTOĞRAF YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİNDE KÜLTÜR MEDENİYET VE VAKIFLAR TARİHİMİZDE ANTALYA KONULU KONUŞMA VE BELGESEL SUNUMU YAPTIM.

Antalya Alanya’da belgesel çekerken tanıştığım çok değerli arkadaşım Antalya Eğitim-Bir-Sen şubesi yönetim kurulu başkan vekili Abuzer Beyin daveti ile bir kez daha Antalya bölgesine geldim.
Abuzer Bey ile son olarak Alanya’da küresel gazeteciler konseyi toplantısına gittiğim 5 Kasım 2023’de bir araya gelmiş ve Alara Handa belgesel çekimi yapmıştım.
Biz bu kez Antalya’da belgesel çekimi yaparken sizleri Alanya’da Kasım 2023 Tarihinde çektiğim belgesel görüntülerle baş başa bırakıyorum:

ANTALYA’YA GİDERKEN UÇAKTAN YAPTIĞIM SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMIM

https://www.facebook.com/share/p/qjy3KSgiyXkof8fU/?mibextid=WiMSqg

İSTANBUL’DAN ANTALYA’YA HAVADAN BELGESEL TADINDA DEVRİ ALEM

Eğitim-Bir-Sen’in Antalya’da düzenlediği toplantıda ANTALYA’DA VAKIF MEDENİYETİ konulu konuşma ve belgesel sunumu yapmak üzere Antalya’ya giderken havadan güzel görüntüler çektik. Yağmur ve fırtınalı bir havada Toros Dağları’nın zirvesinden şimşek ve yıldırım yüklü bulutlarla mücadele ederek Antalya’ya indik. Antalya’yı ve Akdeniz’i ilk kez bu kadar hırçın dalgalı gördüm.

KÜLTÜR VE MEDENİYET TARİHİMİZ DE ANTALYADA VAKIF MEDENİYETİ BELGESELİ

Memursen Genel Başkanı Ali Yalçın Bey’inde katıldığı öğretmen evinde düzenlenen toplantıya katılıp fotoğraf sergisini gezdikten sonra yaptığım belgesel sunumun linkini sizlerle paylaşıyorum:

TÜRK İSLAM MEDENİYETİ TARİHİN DE ANTALYA DA VAKIF MEDENİYETİ

Anadolu’nun en eski yerleşme bölgelerinden biri olan Antalya yöresinin tarihi, insanlığın Anadolu’da görülmeye başladığı çağlara kadar uzanır. Antalya’nın ise bu bölgede tabii bir deniz üssü arayan Bergama Kralı II. Attalos tarafından eski bir şehrin bulunduğu yerde yeniden kurulduğu kabul edilir. II. Attalos’un burada bir şehir kurmak zorunda kalması, bölgenin en gelişmiş şehirlerinden olan ve Antalya’nın doğusunda bulunan Side’nin (Arap ve bazı Osmanlı kaynaklarında Eski Antalya) Roma hâkimiyetinde olmasına bağlanır. Milâttan önce I. yüzyıl başlarında Bergama Krallığı toprakları Romalılar’a geçince Antalya ve civarındaki limanların çoğu korsanların (Pamphylia korsanları) nüfuzu altına girdi. Bölgeyi korsanlardan temizleyen Roma Konsülü P. Servilius şehirde Roma hâkimiyetini sağladı ve surları tahkim ettirdi (m.ö. 79). Roma idaresinde Antalya giderek gelişti ve önemli bir ticaret merkezi haline geldi. Bizans hâkimiyeti döneminde de Akdeniz’in faal bir limanı olma özelliğini sürdürdü. Hatta bu özelliği sebebiyle daha VII. yüzyıldan itibaren Arap akınlarına uğradı. 860’ta, Halife Mütevekkil’in donanma kumandanı Fazl b. Kārin şehri ele geçirdi. Ancak bu hâkimiyet uzun sürmedi. Türkler’in Anadolu’ya fethi sırasında Süleyman Şah burayı aldı ve şehir 1103’e kadar Selçuklular’ın hâkimiyetinde kaldı. 1103’te Bizans İmparatoru Alexis Komnenos’un kuvvetleri tarafından geri alındı. Bundan sonra Bizans ve Türkler arasında birkaç defa el değiştirdi. 1120’de Ioannes Komnenos burayı tekrar Bizans hâkimiyeti altına aldı. Bu sıralarda şehir önemli bir ithalât ve ihracat limanı durumunda olup Avrupa ve Mısır ticaret gemilerinin uğrak noktasıydı. Bu sebeple Antalya’da Bizans hâkimiyeti döneminde de bir müslüman tüccar kolonisi mevcuttu. II. Haçlı Seferi sırasında bir müddet Haçlı kuvvetlerine üs vazifesi gördü (1148). 1181’de II. Kılıcarslan’ın bu önemli ticaret merkezini geri alma teşebbüsü başarılı olamadı. Latinler’in İstanbul’u zaptından sonra Bizans İmparatorluğu taksim edilince bu sefer Aldobrandini adlı bir İtalyan’ın eline geçti. Ardından I. Gıyâseddin Keyhusrev kaleyi kuşattı ise de Kıbrıs’tan yardım gelmesi yüzünden burayı zaptedemedi, ancak abluka altına aldı. Nihayet 5 Mart 1207’de Latin idaresinden memnun olmayan Rumlar’ın da desteği ile fethi gerçekleştirdi. Mübârizüddin Ertokuş’u valiliğe ve subaşılığa getirdiği gibi şehre bir kadı, imam, müezzin, hatip tayin etti; ayrıca kalenin surlarını onarttı ve bir de mescid yaptırdı.

“Uç, hudut şehri” anlamında Dârü’s-sagr unvanını taşıyan Antalya’nın bu defaki zaptı, buraya yavaş yavaş bir Türk-İslâm şehri hüviyeti kazandırmaya başladı; ayrıca iktisadî ve ticarî gelişmeye de yol açtı. Kıbrıslı Latinler’le yapılan ticaret antlaşması bu gelişmede önemli rol oynadı. Ayrıca Antalya Limanı Selçuklu deniz kuvvetleri için de önemli bir üs durumuna geldi. Ancak bir süre sonra Kıbrıs kralının da desteği ile şehirdeki yerli hıristiyan ahalinin çıkardığı isyan sonucu Antalya 1212’de Kıbrıslılar’ın eline geçti; fakat 22 Ocak 1216’da İzzeddin Keykâvus tarafından yeniden fethedilerek valiliği tekrar Mübârizüddin Ertokuş’a verildi. Kale onarıldı, birtakım iktisadî tedbirler alındı, eski rıhtım ve mendirekler tamir edildiği gibi bir de tersane kuruldu. Böylece şehir aynı zamanda Selçuklular’ın Akdeniz donanmasının merkezi oldu ve buradaki valiler de “melikü’s-sevâhil”, “emîrü’s-sevâhil” olarak anıldılar. Hatta bu lakap, daha sonra buraya hâkim olan Tekeoğulları’nın beyleri için de kullanıldı.

Antalya ve civarı, Selçuklu Devleti’nin zayıflaması üzerine Isparta ve Teke bölgesine hâkim olan Hamîdoğulları’nın eline geçti. Ebü’l-Fidâ’nın kaydettiğine göre, Hamîd Türkmenleri’nin beyi Feleküddin Dündar Bey, gezmek için kale dışına çıkan Antalya hâkiminin esir düşmesi üzerine şehri zaptetmişti. Dündar Bey daha sonra Antalya’yı kardeşi Yûnus Bey’e verdi ve böylece Hamîdoğulları’nın Teke kolu ortaya çıkmış oldu. Yûnus Bey’den sonra oğlu Mahmud Bey Antalya’da hüküm sürmeye başladı. Mahmud Bey, 1324’te İlhanlılar’ın Anadolu valisi Demirtaş’ın önünden kaçan ve Antalya’ya sığınan amcası Dündar’ı Moğollar’a teslim ederek ölümüne sebep oldu. Ancak üç yıl sonra Demirtaş Mısır’a iltica edince, onunla iş birliği yapan Mahmud Memlük sultanına sığınmak zorunda kaldı. Antalya bu defa Mahmud’un kardeşi İstanoz (Korkut-ili) Emîri Hızır Bey’in eline geçti. Bu arada İbn Battûta 1332’de Antalya’ya gelerek o sırada hasta olan Hızır Bey’i ziyaret etmişti. Daha sonra Antalya’ya sahip olan Mübârizüddin Mehmed Bey, Kıbrıslı Latinler’le amansız bir mücadeleye girişti. Bunun üzerine Kıbrıs Kralı Pierre, 24 Ağustos 1361’de şehri ele geçirerek Tekeoğulları’nı geriye çekilmeye mecbur etti. Mehmed Bey’in Antalya’yı tekrar ele geçirme teşebbüsleri uzun mücadeleler sonunda başarıya ulaştı ve 14 Mayıs 1373’te buraya yeniden hâkim oldu. Osmanlı kaynaklarında Teke Bey olarak geçen Mehmed Bey’den sonra bir müddet daha Tekeoğulları’nın hâkimiyetinde kalan şehir, nihayet Yıldırım Bayezid tarafından zaptedilerek muhafızlığı Fîruz Bey’e verildi. Ankara Savaşı’ndan (1402) sonra eski Antalya hâkimi Mehmed Bey’in oğlu Osman Çelebi, Karamanlılar’ın yardımıyla burayı tekrar ele geçirmek istediyse de Osmanlılar’ın Teke Karahisarı subaşısı Hamza tarafından yakalanarak öldürüldü (Ocak 1423). Bundan sonra Antalya ve merkezi olduğu Teke-ili’nde Osmanlı hâkimiyeti kesin olarak sağlandı.

Osmanlı döneminde Antalya son bir defa daha yabancı saldırısına uğradı. Uzun Hasan’a yardım maksadıyla hazırlanan, ancak gerçek hedeflerinin Osmanlı ticaretine darbe vurmak olduğu anlaşılan bir Haçlı donanması, 1472’de Antalya üzerine yönelerek burayı kuşattı. Limanı koruyan zincir kırıldı, şehrin dış mahalleleri yakıldı ve eşya depolarındaki baharat ve kıymetli kumaşlar yağmalandı; ancak surlar aşılamadı ve Haçlı donanması geri dönmek zorunda kaldı. (Kaynak: https://islamansiklopedisi.org.tr/antalya)

BELGESEL TADINDA ANTALYA’DA VAKIFLAR TARİHİNE CANLI YAYINLI KÜLTÜR YOLCULUĞU

AN İTİBARİ İLE 22 ARALIK 2023 ANTALYA KALE İÇİ MEVLEVİ HANESİN DEN www.devrialem.tv CANLI YAYINDA
https://www.facebook.com/share/v/kvJmS7HLVtWdjdEH/?mibextid=WiMSqg

AN İTİBARİ İLE. 22 ARALIK 2023 ANTALYA KALE İÇİ ŞEHZZADE KORKUT CAMİSİNDEN (KESİK MİNARE) www.devrialem.tv CANLI YAYINDA

https://www.facebook.com/share/v/utpV3xFXXryatrJR/?mibextid=WiMSqg

AN İTİBARİ İLE 22 ARALIK 2023 ANTALYA MURAT PAŞA CAMİSİN DEN www.devrialem.tv CANLI YAYINDA

https://www.facebook.com/share/v/DmNDqznCD5KwVJRH/?mibextid=WiMSqg

ANTALYA KALE İÇİNİ BİRLİKTE GEZİP BELGESEL ÇEKİMİ YAPTIĞIM EĞİTİMCİ YAZAR VEFALI DOST NECİP BEY’E VERDİĞİ BİLGİLER BELGESEL TADINDA FOTOĞRAF ÇEKİMLERİ VE REHBERLİĞİ İÇİN TEŞEKKÜR EDER SOSYAL MEDYA DA YAZDIĞI BİLGİ NOTUNU SİZLERLE PAYLAŞIYORUM…

NECİP DAL’IN SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMI

“….Bugün ahde vefa’yı , ecdadın eserlerine sahip çıkmayı, tevazuyu , bir günün nasıl dolu dolu geçebileceğini bir güzel insandan öğrendim.
O güzel insan; İsmail Kahraman
Ne mi yaptık;
Antalya’da ecdadın bıraktığı eserleri inceledik Muratpaşa Camii’nden başladık
Sırasıyla; Kale içinde Tekeli Mehmet Paşa Camii’nde ve Yivli Minare Camii’nde video çekimleri röportajlar yaptık.
Mevlevihanede Mevlana’nın kokusunu aradık, Antalya’nın kurucularına fatihalar okuduk.
Karatay medresesinde ecdadın izini aradık
Ahi kızı Caminin yanındaki Ahi kızı türbesine yapılan haksızlığı belgeledik.
Kaleiçi’nin dar sokaklarında ekşi turunç meyvelerinin tadına baktık
Üçkapılardaki Hadrianus kapısındaki zerafeti ecdadın ona gösterdiği nezaketi fotoğrafladık
Alaaddin Camisi’nde aradığımız cemaati Şehzade Korkut Camisi’nde bulduk
Bir valinin şehre neler katabileceğini önceki dönem valilerimizden Münir Karaloğlu’nun şehrimize emanet ettiği Şehzade Korkut Camii’nin duvarlarındaki taşlarda gördük
Sonrasında Valimiz Hulisi Şahin’i ziyaret edip hayallerimizi anlattık ve kendisine hem şimdi için hem de gelecek için şükranlarımızı ilettik.
En son olarak da iki güzel insan Necmi Atik ve İsmail Kahraman’ı bir araya getirip hayranlıkla kendilerini seyrederek onların hem düne hem bugüne hem geleceğe dair konuşmalarına ortak olduk.
İyi ki bugün yorulduk iyi ki bugün güzel insanlarla bir arada olduk..”

NECİP DAL BEY’DEN İKİNCİ PAYLAŞIM

https://www.facebook.com/share/p/hi52t82Ph5A1fBdd/?mibextid=WiMSqg

Değerli Dostlar bu bir itirafnamedir.
Son iki gün içinde ne kadar cahil olduğumu ne kadar da boş işlerle uğraştığımı fark ettim ve bunu bana hatırlatan hasbelkader yollarımızın kesiştiği değerli dostum Belgeselci İsmail Kahraman abim oldu .
Ben o günden sonra çok büyük bir öz eleştiri ve iç hesaplaşma yaptım kendi içimde.
Dövdüm kendimi doyasıya belki hiç fark etmediniz ama biraz da sizi.
Üç Vali geldi aklıma;
İlki Antalya’nın kurtuluşunda yer almış Antalya’yı imar etmiş ilk Valisi Ertokuş Bey.
İkincisi önce Kale içindeki ecdadın eserlerinin imarını sağlayan sonra onların yaşaması için birçok organizasyon yapan sabah namazlarını kılmak için herkesten önce erkenden Yivli Minare Camii’ne gelen eserlerini bizlere emanet eden yakın dönem valilerimizden Münir Karaloğlu.
Ve şu anki valimiz Hulusi Şahin, kendisine ecdadın yapıtları ile alakalı bazı sorunları iletince hemen telefona sarılıp ilgililere emirler vererek takipçisi olacağını samimi bir şekilde söyleyen Hulusi Şahin.
Ve biz Antalyalılar …
Kale içindeki ecdadı ve eserlerini unutmuş, duyarsızlaşmış, sebebi ne olursa olsun oraların yağmalanmasına talan edilmesine ses çıkarmayan Antalyalılar…
Teşekkürler Sayın Valilerim.
Teşekkürler Antalyalı olmayıp Antalya’ya sahip çıkan İsmail Kahraman’lar, Necmi Atik’ler.
Teşekkürler bu yolda emek harcayan herkese…(kaynak Necip Dal)

ANTALYADAKİ VAKIF İNSANLARINA SELAM OLSUN

Necip hocam iltifatlarınız için teşekkür ederim. Keşke sizlerin ifade ettiği gibi görevimizi tam yapabilsek daha çok çalışıp belgeseller çekerek tarihe not düşüp zamana noterlik yapsak. Belgesel tadında Antalya’ya selam olsun.

ANTALYA’DA VAKIF MEDENİYETİ BELGESELİ

BELGESEL TADINDA ANTALYA’DAN ALANYA DEVRİ ALEM

Antalya’da bize rehberlik yol arkadaşlığı ve kameramanlık yapan çok güzel fotoğraflar çeken eğitimci yazar Necip Dal Bey’e teşekkür ediyorum.

FOTOĞRAFLARI İNCELEYEBİLİRSİNİZ

https://www.facebook.com/share/p/1XEJtN1zxNVUh3Z4/?mibextid=WiMSqg

24 ARALIK 2016 DA ANTALYA DA YAZIP SOSYAL MEDYAMDAN PAYAŞTIĞIM VAKIFLARLA İLGİLİ BİLGİ NOTU

Antalyalıların Vakıflarla İmtihanı

Antalya valisi ve Büyükşehir Başkan’ına tarihi görev

TASCA nın düzenlediği uluslararası forum çerçevesinde medya zirvesine katılıp konuşmamı yaptıktan sonra serbest Zaman’ımı diğer medya mensupları gibi eğlenerek ve havuzda geçirmek yerine Antalya’da Türkislam medeniyeti ile ilgili araştırmalar yapıp belgesel çekerek değerlendirdim.

Antalya’da roma ve Bizans dönemine ait eserlere verilen ilgi neden Türk İslam medeniyetine verilmiyor.

Tarihi vakıf eseri camiler. Köprüler. Kervansaray. Medreseler Çeşmeler yıkılıp yok olmuş.

Selçuklu ve Osmanlı döneminden kalan yüzlerce vakfa ait. Vakıf yerleri işgal edilmiş Binlerce dönüm yeri ve kültür eseri olan Nuh çelebi vakfının tüm vakıf yerlerinin işgaline Antalyalı yetkili ve yöneticiler seyirci kalmış Muratpaşa vakfı olan Antalya şehir merkezindeki vakıf yerleri önce işgal edilmiş sonra değişik yöntemlerle kişilerin üzerine tapu çıkartılmış.

Emeviler döneminde İslam medeniyeti ile şereflenen Antalya da İslam medeniyeti dönemi ile ilgili hiç bir bilimsel tarih araştırılması yapılmamış sahabe mezarları yok olmuş. Müslümanların Antalyayı fetih etmek üzere ilk çıktıkları. Arapsuyu bölgesindeki tarihi köprüyü dikenler kapladığı için belgeselini çekemedik Arap müslümanlar tarafından Arapsuyuna yapılan cami ve Hama’m kalıntıları yok oluyor belediye tarihi Arapsuyu parkının adını Kent park olarak değiştirmiş. Tarihi köprü ve su kaynağını kapatmış.

Roma dönemine ait antik kentlere verilen önemin yüzde onu Türk İslam ve vakıf medeniyetine verilmemesi vicdanları sızlatıyor.

Başta Antalya valisi Münir Karalioğlu Büyükşehir belediye Başkan’ı Menderes Türel ve Antalya milletvekilleri başta olmak üzere tüm Antalyalı yetkili yönetici ve Antalya halkı vebal ve sorumluluk altında
Antalya’da Türk İslam eserleri ve vakıf medeniyeti yok oluyor.

Antalyalılar vakıflarla imtihan oluyor (16 Aralık 2016 sosyal medya sayfam)

ANTALYA VALİSİNE ZİYARET

KOCAELİ DİLOVASI KAYMAKAMLIĞIN YILLARDAN TANIIDIĞIM ANTALYA VALİMİZ SN HULUSİ ŞAHİN BEYİ ZİYARET EDEREK BELGESELİ TADINDA SÖYLEŞİ YAPARAK ANTALYA YA VEDE EDERKEN BİZLERİ ANTALYAYA DAVET EDEN DEĞERLİ ARKADAŞIM EBUZER BEY VALİ BEYE ALANYA GÜLEFŞEN CAMİSİNİN SON HALİNİ VE NECİP DAL BEYDE ANTALYA KALE İÇİN DEKİ AHİ KIZI VAKFI CAMİSİ VE TÜRBESİNİN PERİŞAN HALİNİ DİLE GETİRDİLER VALİ BEY HER İKİ VAKIF ESERİ İLE YAKINDAN İLGİLENECEĞİNİ SÖYLEDİ.

ANTALYA YA GÖNÜL HUZURU İÇİNDE VEDA EDERKEN SİZLERİ KÜLTÜR TARİHİMİZ DE ANTALYA BELGESELİ İLE BAŞ BAŞA BIRSKIYIRUZ
https://youtu.be/Ub6WwKt60V0?si=2XvVOm-bMfTAgY5O

TARİHÇİ YAZAR NECMİ ATİK BEYİN ŞEHZADE KIRKUT (KESİK MİNARE CSMİSİ İLE İLGİLİ YAZISI

ANTALYA KALEİÇİ (-2- Şehzade Korkut Camii mi, Kesik Minâre mi?)

(Bu makâlenin birinci bölümü 5 Ağustos 2018 tarihinde gazete köşemizde yayımlanmıştır. https://www.gazetebir.com.tr/makale/antalya-kaleici–sehzade-korkut-camii-/)
İlk makâlemizde, İbni Bîbî, Yazıcıoğlu Ali, Ahmed Refik, Lanckoronski, Rott, Riesfsthal, Süleyman Fikri Erten gibi yerli ve yabancı araştırmacıların makâle ve kitaplarını kaynak alarak, Panaya Kilisesi’nin 1207 yılında I. Gıyâseddin Keyhüsrev tarafından camiye çevrildiğini yazmıştık. Konu ile alâkalı Paul Lucas’ın da değerlendirmelerine yer vererek, sözkonusu cami isminin “Şehzade Korkut Camii” mi, “Kesik Minâre”mi olması gerektiğine değinelim.
Paul Lucas 8-17 Kasım 1706 tarihlerinde Antalya’ya gerçekleştirdiği seyahat ile ilgili olarak “Voyage Du Sieur Paul Lucas Au Levant” adlı seyahatnâmesinde şu ifadeleri kullanır: “Hıristiyanlar’ın Meryem Ana’nın onuruna yaptırdıkları çok güzel bir kilise, Türkler yeniden şehrin beyleri olduklarında bir camiye dönüştürülmüştür…”

Bilindiği gibi Panhagia veya Panagia kelimesi, Hıristiyanlıkta Meryem Ana’ya adanmış kiliseler için kullanılmaktadır. Türklerin yeniden şehrin beyleri olması ifadesi ise, ilk defa 1085 yılında Süleyman Şah tarafından fethedilen Antalya’nın, ikinci defa 1207 yılında I. Gıyâseddin Keyhüsrev tarafından fethine işarettir. P. Lucas’ın da dediği gibi, Meryem Ana’nın onuruna yapılan Panaya Kilisesi 1207 yılında Türk Beyi I. Gıyâseddin Keyhüsrev tarafından camiye tebdil edilmiştir. Çünkü şehirdeki “çok güzel kilise” Panaya Kilisesi’dir.

Osmanlı Devleti’nde, şehzadelerin eğitimleri sonrası bir veya birkaç ile vâli tayin edilmeleri, devlet idaresini öğrenmeleri ve tecrübe edinmeleri için uygulanan bir metottu. II. Bayezid, Şehzade Ahmed’i Amasya’ya, Şehzade Selim’i Trabzon’a ve Şehzade Korkut’u 1483 yılında Manisa’ya ve 1502 yılında Teke İli’ne yani Antalya’ya vali olarak görevlendirdi.

Şehzade Korkut, 1502-1511 yılları arası Antalya valiliği döneminde Cami-i Kebîr veya Ulu Cami isimleriyle anılan camiyi geniş çaplı tamirden geçirerek “Şehzade Korkut Camii” adı ile ibadete açtı. Cuma namazları şehrin en büyük camisinde kılındığı için cami, “Cuma namazlarının kılındığı” ve “şehrin en büyük camisi” anlamına gelen “Cumanın Camii”, “Cami-i Kebîr” veya “Ulu Cami” isimleri ile anılmaktaydı. Bu isimlere bir de Şehzade Korkut Camii ismi eklenmiş oldu.

1207-1500 yılları arası “Şehzade Korkut Camisi”ne, “Cumanın Camii”, “Cami-i Kebîr” ve “Ulu Camii” denildiği kaynaklarda geçmektedir. Şehzade Korkut Camii’nin Kesik Minare olarak anılması ile alâkalı en eski tarih ise 1955 (Verzone, Ballance, Antalya Müzesi Arşivi) yılıdır. 1955 yılından önce 500 yıl boyunca caminin halk arasındaki ismi, “Cumanın camii”, “Ulu Cami” ve “Şehzade Korkut Camisi’dir.

1894 yılındaki yangında minaresinin külahı yandığı halde 1955 yılına kadar 61 yıl “Kesik Minâre” ismi ile anılmayan, 1955 yılından sonra “Ulu Camii”, “Cumanın Camii”, “Şehzade Korkut Camii” isimleri günümüze kadar kaynaklarda geçmesine rağmen, halkın hafızasından silinerek, caminin birilerinin planlaması ile sadece “Kesik Minâre” ile isimlendirilmesinin sebebi hikmeti ne olabilir?

Yüzyıllarca “Şehzade Korkut Camii” ismini taşıyan bir camiye, asıl ve orijinal ismi yerine, son 50-60 yılda “cami” ismi devre dışı bırakılarak, bir de yapıda sadece minare varmış gibi neden “Kesik Minâre” denilmektedir? Neden “Yivli Minâre Camii” gibi “Kesik Minâre Camii” diye anılması ve adlandırılması gerekirken sadece “Kesik Minâre” ismi kullanılmıştır. Cami kelimesinden kimler, niçin rahatsız olmaktadır?

Sizce caminin ismi, yüzyıllarca köklü geçmişi ile “Şehzade Korkut Camisi’ midir yoksa bir proje olarak ortaya atılmış, hiçbir kökü ve dayanağı olmayan ve camiyi dışlayan “Kesik Minâre” midir? (Kaynak Necmi Atik)

*Özel İlim Kültür Tarih ve Teknoloji Araştırma Merkezi Kütüphanesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü’nün 2012/7 sayılı genelgesinin 10. maddesi uyarınca Kocaeli Valiliği’nin 26.07.2018 tarih ve E628866 olurlarıyla kurulmuştur. (www.iktav.com)

**İKTAV VAKFI, 21 Şubat 2018 tarihli ve 30339 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak kuruldu. (www.iktavvakfi.com)

Önerilen makaleler